Dolaşım Nedir?

Dolaşım, canlılarda, hücre içindeki ya da hücreler arasındaki alışverişi sağlamak üzere, besin maddelerinin, solunum gazlarının ve metabolizma ürünlerinin vücut sıvılarıyla (besi suyu, kan, lenf) taşınması. Omurgasızlarda vücut sıvıları ve dolaşım biçimleri büyük bir çeşitlilik gösterirken, omurgalılarda birbiriyle yakından ilişkili iki temel dolaşım söz konusudur: Kan ve lenf dolaşımı. Dolaşım nedir detaylı bilgi aktaracağız.

Tek hücrelilerde ve çok hücreli küçük canlılarda, oksijen ve karbondioksit gibi solunum gazlarının taşınmasında yayınım (difüzyon) yeterli olabilir; biyokimyasal tepkimelere katılan protein, yağ ve şeker molekülleri ise protoplazmadaki sıvıların ağır hareketiyle hücre içinde dağılır. Daha gelişmiş canlılarda maddelerin vücut sıvılarıyla taşınması dolaşıma benzer bir süreçtir. Üstün yapılı hayvanlarda ise, taşıyıcı sıvı genellikle kapalı borular (damarlar) içinde dolaşır ve bir organın (kalp) itici gücüyle hareket eder.

Geniş anlamıyla hayvanlardaki kan dolaşımı, üstün yapılı bitki dokularındaki sıvı iletimiyle karşılaştırılabilir. Bitki köklerinden geçişme basıncıyla giren su ve besin tuzlan, özelleşmiş dokular aracılığıyla yaprak uçlarına kadar taşınır. Odun doku ve soymuk doku, bitkilerde madde iletimini sağlayan özelleşmiş iki yapıdır; bu dokularda taşman sıvı, temel olarak erimiş gazları, besin tuzlarını, işlenmiş besinleri, metabolizma ürünlerini ve bitki hormonlarını içeren sudur.

Tek hücrelilerde ye çok hücrelilerin. her hücresinde görülen en basit dolaşım biçimi, sitoplazma sıvısının akış hareketidir. Bu sıvıdaki su ve besleyici maddelerin miktarı, canlının en iyi işlev görebileceği koşullara göre ayarlanır. Tek hücrelilerde ve bitkilerde su, geçişme basıncıyla hücreye alınırken, vücut yüzeyleri su geçirmez bir deriyle kaplı olan hayvanlarda bağırsaklardan emilerek kana karışır. Bazı canlılarda, dış ortamdan alınan su yalnızca hücrelere iletilmez, örneğin derisi dikenlilerde olduğu gibi özelleşmiş bir su kanalları sisteminde dolaşır. Ortamda bulunan suyun solunumu ve beslenmeyi sağlamak üzere doğrudan dolaşıma girmesi, ancak sünger ve knidlilerde görülen ilkel bir dolaşım biçimidir.
Omurgasızlarda dolaşım. Süngerler, dallanan su kanallarının ayırdığı hücre yığınlarından oluşur. Yüzeylerinde kamçılı hücreler taşıyan bu kanalların bir ucu yanlardaki deliklere, öbür ucu da ortadaki daha geniş bir kanala (ya da kanallara) açılır. Kamçıların hareketiyle yanlardaki deliklerden emilen su, genellikle süngerin tepesinde bulunan bir açıklıktan dışarı boşaltılır. Hücre içindeki gaz alışverişi ve besinlerin taşınması ise büyük ölçüde yayınım yoluyla olur.

Süngerlerden daha üstün yapılı çok hücreliler arasında, vücutlarının iki ya da üç hücre katmanından oluşmasına göre ayrım yapılabilir. İki hücre katmanından oluşan knidlilerde (örn. denizanası, deniz şakayığı, mercan) su dolaşımı, çoğu kez dallanmış kanallar boyunca iç katmanın (endoderm) yüzeyinde gerçekleşir ve maddeler hücre katmanlarına yayınım yoluyla taşınır. Bu hayvanlarda dolaşım işlevini üstlenen özelleşmiş bir yapı yoktur. Üç katmanlı hayvanlarda, daha doğrusu dış katman (ektoderm) ve iç katmanın (endoderm) yanı sıra orta katmanın da (mezoderm) geliştiği sölomlu hayvanlarda, sölom denen vücut boşluğunun varlığı, maddelerin taşınabilmesi için genellikle özel bir dolaşım sistemini ya da bir kan dolaşım sistemini gerekli kılmıştır.

Çok hücrelilerin çoğunda doku sıvısı, sölom sıvısı ve kan dolaşımı söz konusudur. Kan, vücut boşluğu sıvısı gibi serbestçe değil, damarlar içinde dolaşır. Omurgalılardaki atardamarlar ve toplardamarlar gibi farklılaşmamış olan bu damarlarda, kanın dolaşmasını sağlayan ve işlevi nedeniyle “kalp” denen, kasılgan bir bölüm bulunur. Bazen bu kaslı bölge sistem içinde daha özelleşerek odacıklı kalp biçimini alır.
Halkalı solucanların çoğunda dolaşım sistemi iyi gelişmemiştir. Kanın kapalı bir damar ağı içinde dolaştığı bu canlılarda, yer yer borumsu kalpler oluşturacak biçimde genişleyen damarlar kanı pompalayarak dolaşımı sağlar.

Omurgasızların iki büyük filumunu oluşturan yumuşakçaların çoğunda ve eklem bacaklılarda açık kan dolaşımı vardır; kalpten çıkan kan daha ince damarlara ayrılmadan, doğrudan vücut boşluğuna açılır. Kene gibi bazı çok küçük eklem bacaklılarda dolaşım sistemi körelmiş ya da tümüyle yok olmuştur. Buna karşılık, ahtapot ve kalamar gibi kafadan ayaklı yumuşakçalarda kapalı kan dolaşımı gelişmiştir; bu hayvanlarda kan, oldukça dar ve kalın çeperli damarların içinde akar. Kanın akışı tüm yumuşakçalarda tek yönlüdür. Karıncığın kasılmasıyla kalpten çıkan kan, dallanarak vücudun çeşitli bölümlerine dağılan damara itilir; dokulardan gelen kirli kanın dönüşü genişlemiş kan boşluklarıyla olur. Gaz değişiminin gerçekleştiği her bir solungaçtan çıkan kan kalbin ayrı kulakçıklarına gider. Bu nedenle yumuşakçalarda kulakçık sayısı solungaç sayısına eşittir. Örneğin çiftçenetlilerde ve bazı karından ayaklılarda iki solungaç ve iki kulakçık, çoğu karından ayaklılarda bir solungaç ve bir kulakçık vardır. Kafadan ayaklılarda solungaç sayısına göre iki ya da dört kulakçık bulunur. Gaz değişimi yalnız solungaçlarla sınırlanmayarak tüm vücut yüzeyine dağılmıştır.

Derisi dikenlilerde kan dolaşımı sisteminin büyük ölçüde körelmiş olmasına karşılık, su kanalları sistemi ve iç organlan çevreleyen boşluk iyice gelişmiştir. Dallanmış sindirim borusu boyunca uzanan bu boşluk, bazı proteinleri taşıyan, deniz suyuna benzer bir sıvıyla doludur. Örtamdaki su ile boşluk sıvısı arasındaki gaz alışverişini sağlayan çeşitli yapılar gelişmiştir. Genellikle madrepor denen delikli bir plakayla dışan açılan su kanalları sistemi, sırasıyla dikey bir kanal (taşkanal), halka kanal, ışınsal kanallar ve tüp ayaklardan oluşur. Sistemdeki su basıncı kaslar yardımıyla düzenlenerek tüp ayakların uzayıp kısalması sağlanır ve hayvan böylece yer değiştirir. Işınsal kanallardaki su basıncının değişmesi, denizlalerinde kolların hareketini de sağlar.

Omurgalılarda dolaşım. Omurgalılarda, kılcal damarlardaki kan gövdenin ön ve arkasında bulunan iki çift büyük toplardamar aracılığıyla kalbe dolar. En arkadaki toplardamar boşluğundan kulakçığa, oradan da kanncığa geçerek, kalbin en öndeki odacığına gelir ve atardamar sistemine geçer. Ödacıklar arasındaki kapakçıklar, kan akımının tek yönlü olmasını sağlar. Kalpten aynlan kan önce karın aortunu doldurur; kafaya giden iki atardamara dal veren bu ana damar daha sonra vücudun arka bölümüne yönelir ve sırt aortunu oluşturur.
Balıklarda solungaçlar bulunduğu halde, dolaşım bu genel yapıya uyar. Akciğerli balıklar dışındakilerde, kalpten çıkan kanda oksijen bulunmaz; ön aorta dolan kan, solungaçlardan geçerek oksijenlenir. Oksijen yoğunluğu az olan sularda yaşayan birçok balık türü, havayla solunum yapabilmek için çeşitli ek organlar geliştirmiştir. Bazı kemikli balıklarda, solungaçlarla aynı bölgede bulunan ve kılcal damarlarla dolu odacıklar biçiminde olan bu ek organlar akciğere benzer bir işlev yüklenmiştir.

Amfibyumların akciğersiz çöreller gibi bazı türlerinde akciğer atardamarları oluşmadığı gibi, kalpte de odacıklar bulunmaz. Dolaşım sisteminin bu ilkel sayılabilecek yapısı, bu hayvanların yalnızca deri solunumu yapmasına ve akciğerlerin giderek işlevini yitirmesine bağlanabilir. Bu canlılarda, larva evresinde görülen solungaçlar erişkinlerde yok olmuştur.
Sürüngenlerin atardamarlarındaki en büyük özellik, kalbin yutak bölgesinden uzaklaşmış olmasıdır. Kalbin kulakçığı ikiye bölünmüş, karıncık ise yalnızca timsahlarda tam olarak iki bölmeye ayrılmıştır.

Kuşlarda toplardamar sisteminin en önemli özelliği, böbrek toplardamarlarının az miktarda kan taşımasıdır. Kanın büyük bölümü doğrudan arka ana toplardamara geçerek, sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılmış olan kalbe gelir. Sağda, karıncık ile kulakçık arasında kas yapısında bir kapak vardır; karıncık kasılınca bu kapak odacıkların arasındaki deliği kapatır. Akciğer atardamarları sağ karıncıktan, vücuda temiz kan taşıyan atardamar ise sol karıncıktan çıkar. Damar yapısının kertenkeledekine benzemesi, kuşların evriminin sürüngenlerle ortak bir atadan olduğu görüşünü desteklemektedir.

Memelilerde arka anatoplardamar, öbür omurgalılarda olduğu gibi böbreğin içinden geçmeden vücut boşluğu boyunca uzanır. Kalp, kuşlarda olduğu gibi, sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kanı yüksek bir basınçla vücuda pompalayan sol karıncığın duvarı, sağ karıncığınkinden daha kalındır. Aort, sol karıncıktan çıktıktan sonra hemen sola doğru yönelir. Bu damar yapısı, memelilerin bilinen sürüngenlerin hiçbirinden türemiş olamayacağını gösterdiği için, evrim tarihi açısından büyük önem taşır. Sürüngenlerde, memelilerdekinin tersine, sol ana atardamardaki kan, sağ ana atardamardaki kandan daha az oksijen içerir.

Başa ve kollara giden atardamarların aorttan çıktığı yerler, bazı memeli türlerinde birbirinden farklıdır. Örneğin insanın dolaşım sistemi öbür memelilerinkiyle karşılaştırdığında, insanın iki ayağı üstünde durmasından kaynaklanan farklılıklar gözlenir. Dört ayaklı hayvanlarda kalbin önünde ve arkasında bulunan damarlar, insanda sırasıyla kalbin üstüne ve altına geçmiştir.

Omurgalıların çoğunda, kanın kılcal damarlarda dolaşırken bıraktığı bir miktar sıvıyı dokulardan toplayarak ana dolaşıma aktarmak üzere ikinci bir damar sistemi gelişmiştir. Bu lenf sisteminde, en ince damarlar, dokulardan aldıkları sıvıyı daha kalın lenf damarlarına, onlar da kalbe giden toplardamar sistemine boşaltır. Memelilerde lenf sıvısının akışı normal kas kasılmasıyla sağlanırken, omurgalıların daha alt basamaklarında, lenf kanallarındaki genişlemiş kassı bölgelerden oluşan “lenf kalpleri” bu sıvının pompalanmasına yardımcı olur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.